GUZ GUNU
Tanrim: vakit geldi. Cok buyuktu yaz.
Dussun ustune golgen gunes saatlerinin
ve yelleri sal cimenler ustune biraz.
Son meyveler de olsun sen buyur ki;
iki guney gunu daha bagisla,
onlari yetkinlige dogru zorla
ve izle son tadi agir saraptaki.
Ev kurmaz evsiz olan bundan boyle.
Yalniz olan yalniz kalir uzun zaman;
uyanir, okur, uzun mektuplar yazar bazan;
ve agacli yollarda tedirgin, oyle
gezinir, yapraklar ucarken savrularaktan.
Rainer Maria Rilke
Ceviri: Turan Oflazoglu
Herbsttag
Herr: es ist Zeit. Der Sommer war sehr gross.
Leg deinen Schatten auf die Sonnenuhren,
und auf den Fluren lass die Winde los.
Befiehl den letzten Fruchten voll zu sein;
gieb innen noch zwei sudlichere Tage,
drange sie zur Vollendung hin und jage
die letzte Susse in den schweren Wein.
Wer jetzt kein Haus hat, baut sich keines mehr.
Wer jetzt allein ist, wird es lange bleiben,
wird wachen, lesen, lange Briefe schreiben
und wird in den Alleen hin und her
unruhig wandern, wenn die Blatter treiben.
Güz günü
Bir büyük sır söyleyeceğim sana
BİR BÜYÜK SIR SÖYLEYECEĞİM SANA
Bir büyük sır söyleyeceğim sana Zaman sensin
Kadındır zaman sevilmek özlemi duyar
Aşıklar eteğinde otursun ister
Bozulacak bir entaridir zaman
Perçemdir sonsuz
Taranmış
Bir aynadır buğulanan buğuları dağılan
soluklarla
Zaman sensin uyuyan uyandığım şafakta
Sensin bıçak gibi geçen boynumu
Geçmek bilmeyen zamanın işkencesi oy
Mavi damarlardaki kan gibi durmuş zamanın
işkencesi oy
Hep doyumsuz arzudan daha da beterdir bu
Daha da beterdir bu
Sen odada yürürken gözlerin susuzluğundan
Korkarım hep bozulur diye büyü
Daha da beterdir bu senle yabancılaşmaktan
Başın
Kaçak dışarda ve yüreğin başka bir çağda oluşu
Sözcükler ne ağır Tanrım anlatırken bunları
Arzunun ötesinde erişilmez yerlerde bugün aşkım
Sen şakağımda vuran duvar saatisin
Sen solumazsan eğer ben boğulurum
Duraksar ve tenime konar adımın
Bir büyük sır söyleyeceğim sana Dudağımdaki
Her söz dilenen bir yoksulluktur
Bir yoksulluktur ellerin için bakışında kararan
bir şeydir
Bundandır sana sık sık seni seviyorum demem
Boynuna takacağın bir tümcenin saydam
kristalinden yoksunum
Şu sıradan sözlerimi hor görme Onlar
sade bir sudur ateşte o sevimsiz gürültüleri
yapan
Bir büyük sır söyleceğim sana Beceremem ben
Sana benzer zamandan sözetmeyi
Senden sözetmeyi beceremem ben
İnsanlar vardır hani istasyonlarda
El sallayan tren kalktıktan sonra
Yani ağırlığıyla göz yaşlarının
Kolları yana düşer onlara benzerim ben.
Bir büyük sır söyleyeceğim sana Korkuyorum
senden
Korkuyorum ikindilerde seni pencerelere götüren
şeyden
Korkuyorum davranışlarından söylenmedik
sözcüklerden
Hızlı ve usul geçen zamandan korkuyorum
senden
Bir büyük sır söyleyeceğim sana kapıları ört
Ölmek sevmekten daha kolaydır
Bundandır yaşamanın sancılarına yönelmem
Sevgilim.
L.Aragon
Bir düşün içinde bir düş
Bir düşün içinde bir düş
Alnına konsun bu öpüş!
ve, şimdi senden ayrılırken,
itiraf edeyim ki-
günlerimi bir düş
sayarken yanılmıyorsun;
ama ,umut gitmişse uzaklara
bir gece ya da bir gün
bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
fark eder mi bu yüzden?
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
yalnızca bir düşün içinde bir düş.
Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
haykırışları içinde duruyorum:
ve altın kum taneleri tutuyorum avucumda-
ne kadar az! ama nasıl da
süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlere
ben ağlarken- ben ağlarken!
ah tanrım! daha sıkı
tutamaz mıyım onları?
ah tanrım! tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?
bir düşün içinde bir düş mü
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
---Edgar Allan Poe
Dream within a dream?
take this kiss upon the brow!
and, in parting from you now,
thus much let me avow-
you are not wrong, who deem
that my days have been a dream;
yet if hope has flown away
in a night, or in a day,
in a vision, or in none,
is it therefore the less gone?
all that we see or seem
is but a dream within a dream.
i stand amid the roar
of a surf-tormented shore,
and i hold within my hand
grains of the golden sand-
how few! yet how they creep
through my fingers to the deep,
while i weep- while i weep!
o god! can i not grasp
them with a tighter clasp?
o god! can i not save
one from the pitiless wave?
is all that we see or seem
but a dream within a dream?
--Edgar Allan Poe
Ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak
Ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak -
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.
Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
Cesare PAVESE
Budur Benim Çabam
Budur Benim Çabam
| Budur benim çabam, bu: adanmak özlem çekerek dolaşmaya günler boyu. Güçlenip genişlemek derken, binlerce kök salarak kavramak hayatı derinden- ve ortasından geçerek acının olgunlaşmak hayatın ta ötesinde ta ötesinde zamanın! .. |
Rainer Maria Rilke |
her kim seni arar
Her Kim Seni Arar
Her kim seni arar, sınar seni.
Her kim seni bulur, bağlar seni
görüntü ve davranışla.
Sen anlamak isterim bense
yerin seni anladığınca;
ben olgunlaştıkça
olgunlaşır
ülkense.
Senden gösteriler dilemem
kanıtlaman için kendini.
Bilirim ki hem
bir tutmak olmaz seni
zamanla.
Mucize filan gerekmez bana.
Bağlı kal kendi yasana:
kuşaktan kuşağa açıla açıla
görünür olan daha da.
Rainer Maria Rilke
(Türkçesi: A. Turan Oflazoğlu)
uyumadan önce söylenecekler
uyuması için birine şarkı söylemek istiyorum,
birisinin yanına oturup hareketsizce durmak.
seni sallayarak bir şarkı mırıldanmak istiyorum,
tam uykuya dalacağın sırada seninle birlikte olmak.
evdeki tek uyanık kişinin ben olmasını,
gecenin soğuk olduğunu tek bilenin.
hem içeriyi, hem de dışarıyı dinlemek istiyorum,
senin içini, dünyanın ve ormanların.
saatler, zillerini ağır ağır çalıyorlar,
ve sen zamanın aslına inebiliyorsun.
sokakta bir yabancı yürüyor
ve yoldan geçen bir köpeği rahatsız ediyor.
ardından sessizlik geliyor.
gözlerimi sana,
ellerimi uzatırcasına sunmuştum,
karanlığın içinde bir şeyler kıpırdadığında,
seni hafifçe tutup sonra da bırakmaları için.
Kemanın Dört Teli
Kemanın Dört Teli
Çocuklukta, gözlerin sonsuz kadar maviydi.
Şimdi gençlik, tek başına bir ardıç kuşunun
Öttüğü bahçedir onlar.
Orta yaşta, fırtınalı bir denizi andıracaklar.
Yaşlılık, karasevdaya döndürecek gözlerini
Yalnız, yapayalnız olacaklar
Perde kapandıktan sonraki sahne gibi.
Lo Men
Çev: İsmet Özel
İtaki
İTAKİ
İtaki’ye doğru yola çıktığın zaman
yolunu uzatmaya bak
serüvenler, bilgilerle uzasın yolun.
Lestrigonlar’dan ve Kikloplar’dan
Azgın Poseidon’dan korkma.
Bunları görmiyeceksin zaten, düşüncen
soylu ise ve seçkin bir duygu
dolmuşsa ruhuna ve gövdene.
Lestrigonlar, Kikloplar
ve azgın Poseidon, çıkamayacak karşına
onları ruhunda taşımıyorsan
ruhun onları çağırmayacaksa.
Yolun uzasın
Nice yaz şafaklarıyla beraber
ilk gördüğün limanlara
-coşkuyla, sevinçle- varmak için;
durup Fenike çarşılarından
has mallar almak için
sedefi ve mercanı, abanoz ve kehribarı
ve her yana gönlünce saçabileceğin
başdöndürücü kokuları;
sonra Mısır kentlerini görmek için
bilgelerden bilgiler dermek için
yolunu uzatmaya bak.
İtaki hep aklında olsun
Amacın orasıdır ve oraya gidiyorsun.
Ama gerek yok ayağını çabuk tutmana,
Yıllarca sürmelidir bu gezi,
öyle ki yaşlanıp o adaya vardığında,
yolda kazandıklarınla zaten zengin,
İtaki’den zenginlik beklemeyesin.
İtaki eşsiz bir gezi sağladı sana,
O olmasa yola çıkmayacaktın
onun vereceği bir şeyi yoktu başka.
Ve şimdi sen onu yoksul buluyorsan, İtaki aldatmış değildir seni.
Artık sen bir bilgesin, bunca deneyden geçtin
İtakiler ne demektir artık bilirsin.
--Konstantin Kavafis
Çev. İsmet Özel
Aptal Bir Gün
Bu gün aptal bir gün. Can sıkıcı bir hava,
boğuluyorum. İçimde kaynayan bir cehennem var. Her
günün sonunda kendimi zavallı hissediyorum. Şu
insanlar arasında yapayalnızım,yalnızlığım sensin.
Uzaktan da olsa konuş benimle lütfen. Galiba en
büyük hata bende.
Saçmalık bu,sersemce... Bu kabullenmeler saçmalık.
Kendimi çaresiz hissediyorum. Kurtulmak için bütün
yolları denedim, ama olmuyor. Geçtiğimiz yolları
arıyor gözlerim. İşte kocaman bir kaos...
Kuşların ulaşılamaz bir güzelliği vardı ve
yeryüzünü bohçalayıp sırtlarına alırlardı ve
kaybolmanın biraz ulaşılamaz biraz da dayanılamaz
noktasında kristal bir flaş patlıyordu ve herkesler
şapkalarını havaya atıyordu ve gökyüzü geri
tükürüyordu şapkalarını ve kuşlar durmadan uçmak
denilen bir kayboluşa kapılıyorlardı.
Kuşlar kaçabiliyorlardı. Uçup gidebiliyorlardı.
Böyle miydi her şey ? Nasıl bitiyordu? Nereye kadar
gidiyorduk. Mesela yaz gecelerinin ıssız, nemli,
serin ve tuhaf sırt çantalarında geri dönüyorduk?
Burada ne işimiz var? Karalanmış bu eski kitapta,
gökyüzü yırtığında ne işimiz var? Uzak ve talihsiz
bir yangın yerinde bulamamak gibi iğrenç bir şeyin
içindeyim. Her şeyi bırak, dünyada bir tek ben
varım. Ben. Onlara söyleyecek hiçbir şeyim yok. Sana
söylemek istiyorum. Her şey senin için var. Bu şeyin
içinde. İçimde. Bir daha dönmeyeceğim bu dünyaya.
Oraya gelmeyeceğim. Sen bu şehrin içine gel.
Bulamamanın içine gel.
Arkadaşlar yazarını bilmiyorum gerçekten.Eğer biliyorsanız söyleyin yazarını yazayım